Her Otçunun Yaşadığı 5 Komik Paranoya
- 1. "ot kokuyor muyum?"
- 2. Polisle İlgili her Şey
- 2. a. Özel selam: müzikteki polis sirenleri
- 3. Yakalanmak ve/veya ot İçmeyenler tarafından yargılanmak
- 4. Stereotipe saplanma korkusu
- 5. Sürekli eşya kaybetme korkusu
- 5. a. Çakmak veya sarma kağıdını unutmak
- 6. Sonuç olarak
Ot konusunda, bazılarının sıkça yaşadığı etkileri hepimiz biliyoruz. Kimileri kahkahalara boğulur ya da gözleri kıpkırmızı olur, bazılarının da iştahı açılır, nam-ı diğer 10 gorilin iştahı gelir, bazılarında ise büyük bir yaratıcılık patlaması olur; hepsi bizlere göre değişir.
Bunlar geriye dönüp baktığımızda güldüğümüz etkilerden bazıları ama bir yan etki var ki; otçular olarak keşke olmasa dediğimiz bir durum: paranoya. Evet, muhtemelen neden bahsettiğimizi biliyorsun.
Hepimiz en az birkaç kez, ot içtikten, yedikten veya vapeladıktan sonra, az da olsa, tırnak içinde çılgınca paranoya hissetmişizdir. Çok normal, Green Day’in “Sadece paranoyak mıyım, yoksa kafam mı güzel?” sözünü Basket Case marşında söylemesi boşuna değil.

Yani, kafamız güzelken biraz paranoid olmak bize hiç yabancı değil; işte her otçunun en az bir kere yaşadığı, ot kokma korkusundan polisten korkmaya, unutmaktan daha fazlasına kadar en yaygın korkular ve paranoyalar burada.
1. "Ot Kokuyor Muyum?"
Hepimiz, bir işe ya da biriyle buluşmaya gitmeden önce içtik, sanki hiç kafamız güzel olmamış gibi; kusura bakmayın ama pişman değiliz. Sonra, tam oraya vardığında, kendini aşırı kafası güzel ve hafif paniklediğini fark ediyor ve insanların üzerindeki ot kokusunu alıp almayacaklarını düşünüp duruyorsun.
Sorunun cevabı: değişir. Arabanı yeni hotbox mı yaptın? O zaman dostum, evet, kesinlikle ot kokuyorsun. Cam açıkken sigara içtiyseniz ya da dışarıdaysan, bir nefes al, rahat ol; sadece paranoyaksın!

Zaten, kafan iyiyken insanlar üzerinde mis gibi esrar kokusu olup olmadığını düşünüp durmak sık yaşadığın bir kaygıysa, neden yanına taşınabilir bir deodorant ya da vücut spreyi almıyorsun? Bottle içinde huzur diyebiliriz.
2. Polisle İlgili Her Şey
Dostum, hizmetiniz için teşekkür ediyor, saygı duyuyoruz ama lütfen yanımıza yaklaşmayın; tüm ortamı öldürüyorsunuz, aslında biz eve gidiyoruz.
Şaka bir yana, polis gerçekten korkutucu olabiliyor, öyle ki sadece duyduğumuz ve kulak arkası edemeyeceğimiz milyonlarca hikaye var; ama şimdi onları açmayalım, bir de görünüşleri zaten ürkütücü; sanki bu konuda eğitimliler gibi.

Belki de üniformaları, ellerinde silahlarla dolaşmaları ya da çeneleri havada yürüyüşleri ve o da ne, suratlarında asla bir sırıtış olmaması. Üstelik ülkende esrar henüz yasal değilse, off o zaman polis hem değerli tanelerini alabilir, hem büyük dertlere sokabilir.
O yüzden, caddede polis görünce irkilmiyor değiliz, tam anlamıyla kıtır kıtır pişmişken. Kabahat bizde değil, onların ürkütücü ve saldırgan tavrında.
Özel Selam: Müzikteki Polis Sirenleri
Kahretsin şu rap şarkılarını, artık yeter. Ayrıca çoğunuz da otçusunuz, siz de o siren sesini duyunca bizi nasıl ürküttüğünüzü bilmeniz lazım. Sirenler çalınca bazen ışıkları görünce bile zıplıyoruz, rahat nefes alamıyoruz.
Şaka FikirleriTelefonunu bir yere sakla, arkadaşını kayda al ve "Dostum, polis!" diye bağır, tepkisine gül. Hiç şaşmaz.
Geriye dönüp baktığımızda o sesle koltuktan sıçradığımız anlara gülüyoruz; sanki polis arabası yanımızı çekecek de ot kokusunu suratlarına boca edeceğiz, hamburgercinin otoparkında.
3. Yakalanmak ve/veya Ot İçmeyenler Tarafından Yargılanmak
İlk defa gençken ot içtiğimizde biraz paranoyaktık; ot içmeyen akrabalarımız, otorite figürleri ya da onayını önemsediğimiz herhangi biri ne der diye korkardık.

Neyse ki artık böyle şeyleri dert etmiyoruz, en azından öyle umuyoruz. Fakat bazen fazla yargılayıcı ot içmeyenlerle karşılaşıyoruz; suratlarına bakıp bize içinden neler dediklerini adeta duyabiliyoruz, eğer içlerinden geçiriyorlarsa tabii.
Dünya bu tip eleştirici insanlarla dolu ve kaçış yok; bazen, kafamız güzel ve azıcık hassasken bu insanların ne düşüneceğinden korkabiliyoruz. Özellikle de bu kişi, esrar içtiğini bilmeyen bir yakın akrabaysa.
Bu yüzden klasik yakalanmama ritüeline gireriz; bu da şunları içerir:
- Kıpkırmızı gözlerden kurtulmak için göz damlası damlatmak;
- Ellerini temizleyip parfüm sıkmak;
- Kafanın güzel olduğunu ele vermeyecek şekilde davranmaya odaklanmak.
Fakat bu, keyifli bir kafa yaşamanın yolu değil; belki de artık bu dolaptan çıkıp yakınındakilere ot içtiğini, bunun hoşuna gittiğini ve bırakmak gibi bir planın olmadığını söylemenin zamanı gelmiştir. İşte ot içtiğini açıklamanın yolu için faydalı bir rehber:
Umarız bu rehber, herkesin yaşadığı bu klasik otçu paranoyasından kurtulmana yardımcı olur.
4. Stereotipe Saplanma Korkusu
Aslında bu madde de yukarıdakiyle alakalı: Hemen hemen her otçu, en az bir kere klişe otçu stereotipine düşmekten korkar. Nasıl mı? Televizyonda sürekli tembel, hiçbir hedefi olmayan ve her işi saatler süren klasik pothead tipi.

Öncelikle, bu stereotip gerçekten çok uzak. Otçular arasında gerçekten tembel olanlar, zaten ayıkken de öyleydiler; bunun ot ile ilgisi yok. Aslında, otçular genellikle en yaratıcı ve zekice fikirlerle dolu insanlardır.
Ancak bazen, tam anlamıyla koltuğa çakılı kaldığımız, özellikle güçlü bir Indica içtikten veya fazla yediğimiz günler olabiliyor. İşte o günlerde otçu alarmımız çalışıyor ve stereotipe kapılma endişesi devreye giriyor.
Merak etme, muhtemelen o değilsin, yoksa zaten bunun farkında olmazdın. Farklı otçu tiplerini inceleyen şu makaleye göz atıp kendini bul.
Ve eğer hiçbirine uymuyorsan da sorun yok, belki de sen tamamen özelsin.
5. Sürekli Eşya Kaybetme Korkusu
Tamam, kafamız güzelken biraz dağılıyoruz, kabul ediyoruz. Bu da bizim daha sık kaybolan ya da unutulan şeyler bırakmamıza neden oluyor, dolayısıyla bir diğer klasik otçu paranoyasına: "her şeyim yanımda mı?" sendromuna sebep oluyor.
Neyden bahsettiğimizi biliyorsun. Arkadaşının arabasından inip eve yaklaşınca anahtarını her zaman koyduğun yerde bulamayınca, hemen panik yaparsın; arabada mı unuttum diye. Sonra bakarsın, öteki cebindeymiş.

Ya da telefon ya da cüzdanın, bir yere gitmişsin ve çıktığında içinden birini kaybettiğini sanıyorsun. En iyi tavsiyemiz: Daima arkana bak çıkmadan önce. Kaç kez telefonu masada ya da kasada bırakacakken dönüp aldığımı sayamam.
Kişisel eşyaların için biraz paranoyak olmak o kadar da kötü değil; nihayetinde bu şekilde dersimizi alıyoruz. Kafası güzelken birkaç eşya kaybettiysen şaşırma, çünkü çoğumuz yaşadık.
Çakmak veya Sarma Kağıdını Unutmak
İşte bu gerçekten acı. En kötü otçuya bile başına gelmesini istemeyiz: çakmaksız kalmak. Bu yüzden ekrana sarılıp sonrasında cebinde çakmak bulamamak az biraz panik yaşatır.
Eski usul ağaç dalı sürtme teknikleriyle ateş yakabilsek, çakmak unutma korkusu da olmazdı. Bu yüzden her evden çıkışında iyice kontrol et çakmağın var mı, hatta arkadaşına mesaj at yanına alsın. Yoksa sarılırken çakmaksız kalırsın.

Bir diğer klasik felaket de, sarmaya hazırlanıp yanında bir sarma kağıdı olmadığını fark etmek. Bunun için cüzdanına, telefon kabına, günlük kullandığın çantanın ceplerine ya da aklına gelen akıllıca yerlere birkaç yedek kağıt koymanı tavsiye ederiz.
6. Sonuç Olarak
Evet, ot bazen bizi biraz paranoyak yapıyor; en azından bunun farkında olup konuya gülebiliyoruz. Bazen sigara içmenin paketine dahil oluyor işte ve kabullenmesini öğrendik. Ayrıca, bu paranoya çoğu zaman komik anılar bırakıyor; yani çok da zararı yok. Tedbirli olmak üzgün olmaktan iyidir; teşekkürler paranoya, kafamız güzelken bizi uyardığın için. Sen de en komik korku ve paranoya anılarını yorum olarak paylaşmayı unutma!
Yorumlar